Senin evin kaç odalı?

Uzunca yıllar bir ranza katı, bir de eni-boyuma bir dolapla yaşadım mutlu mesut. Evin içini  eşyalarla doldurduğun tuğla duvarlardan daha ötesi olduğunu biliyorum. Yok metrekaresi, yok şehir merkezine kilometresi hepsi detay. 

Şimdiki evimin en sevdiğim özelliği ise apartman kapısından zile bastığımda açılması. Demek içerde bir aşk var. Bir de miyav'dan başka kelime dağarcığı olmayan bir peluş karşılıyorsa beni, işte o zaman evin kapısı şekerden, çatısı jelibondan ve lambaları bonibondan olur. 

Kendinizi evinizde hissedeceksiniz diye reklamlar vardır ya, benim için bazı yerler gerçekten öyle. 

Mesela Cihangir Yoga, Hillside, Koç Üniversitesi kampüsleri, Sabancı Müzesi, Yeniköy Kitapçısı, Sedona. Bu mekanlar sanki evimin birer odasıymış gibi geliyor. Hani süper lüks bir villam var da  bir oda spor odasıymış, bir oda yoga odasıymış, bahçesi bir atlı köşkmüş gibi. 

Bu ay Hillside kapanıyor. Hem çalışanlarının, hem de tüm müşterilerinin anlam veremediği bir kapanma. Müşterisi bu kadar memnunken tüm ısrarlara rağmen kapanan bir işletme daha bilmiyorum. 

Bir de üniversitenin İstinye Kampüsü eskiden kartımla rahatça girebiliyordum şimdi kapılara sadece randevu ile giriş diye önlem almışlar. 

Malikhanemin biri bedenimi, diğeri zihnimi besleyen iki odasına kilit vuruldu. Alanım daraldı. 

Şehirde evinin bir uzantısı gibi büyük bir rahatlıkla kullanabildiğin alanlar olması ne kadar kıymetli.

Şehirde senin alanların nereler? Dilerim bir gün bir odada karşılaşırız...